Patici Anne | Blog

Sensin canım OKB:)

Bu da geçer, neler neler geçmedi ki...

Merhaba arkadaşım, ben eski bir OKB ( Obsesif Kompulsif Bozukluk, halk dilinde takıntı hastalığı. ) , eğer sen de bir OKB yaşıyorsan emin ol seni en iyi ben anlarım, zaten beni de sen.. Bu günüme gelebileceğimi asla düşünemezdim, 35 yaşındayım ve tam olarak tanısı 2009 yılında yani ben 26 yaşındayken konuldu, bense yaklaşık 1 yıldır artık OKB yaşamadığımı biliyorum. Tanı konulmadan önce de hep doktorlardaydım. Yani hatırladığım kadarıyla 15 yaşından beri bu psikolojik işkenceyi yaşıyordum, bu günüme sonsuz şükür olsun.

Tabi ki Allah beterinden saklasın ama herkes yaşadığını bilir, bu da gerçekten beter bi durum. Şöyle ki; kafanın içinde süreki bi ses ( yani benimki öyleydi. ) bir de kendi iç sesin, hep çatışıyorlar. Çoğu zaman takıldığın şeyin saçma olduğunu biliyorsun ama engel olamadığın bi durum işte...

Ben en çok temizlik konusunda takıntılıydım ( 22 yardımcının bununla ilgisi yok, valla hepsi de pisti, yani çoğu, neyse karştırmayalım orayı... ) Hem ev temizliği, hem beden temizliği, hem de insanların kişisel temizlikleri. Bir de pis bir şey temiz bir şeye değdiği zaman sanki her yeri kirlenmiş gibi sinir basardı. Mesela 9 aylık hamileyken oğlumun bütün kıyafetlerini yıkadım, ablam da kuruduğu için askıdan alıp koltuğun üzerine koymuş. Bu yüzden dünyanın olayını çıkarttım; sırf öylece altına temiz bir şey sermeden çamaşırları oraya koyduğu için ve hepsini tekrar yıkadım. Düşünsene serçe parmağının yarısı kadar 30 çift çorap falan, deli işi... Aslında burda olay sakin kalamamak, o çamaşırların oraya alelade konulması düşüncesine katlanamamak ve her şeyi baştan yapmak. Bavula kıyafetleri bohça yapıp koyardım mesela, neden; çünkü bavulun içini yıkayamıyorsunuz ve pis. Sonra yavaş yavaş şunu düşünür oldum, pis olsa ne olabilir mesela en kötü. İlk zamanlar asla diye cevaplarken sonraları o kadar da kötü bir şey olmaz falan gibi ilerledi ama bunda ilaç, terapi ve motivasyonun ( Motivasyon oğlumun ta kendisi. ) büyük etkisi de var.

Sabahları yatağımı toplarken mesela, tüy toplayıcılarla defalarca geçerdim üzerinden, illa o fırça yatağın her köşesine değecek, tek ufak bir noktaya değmediği düşüncesi bile katlanılamaz. Evimde hiç halı yok, ufak bir banyo paspası bile, çünkü bütün tozlar toplanmalı, atılmalı. her şey kaldırılarak temizlenmeli. Mesela herkes evi süpürür ama çoğu insan süpürgenin tozunu almaz ya da ütü masasının en görünmeyen köşesini silmez gibi gibi...

Sevdiklerime bir şey olucak korkusu hep vardı ama bunu mesela bazı işaretlerle anlamlandırırdım. Örnek vermek gerekirse, TV ünitesinin üzerinde duran, içinde kardeşimin fotoğrafının olduğu çerçeve yere düştü diyelim; eğer evde yoksa hemen kardeşimi arardım, ah bi de ezkaza (Yanlışlıkla, rastlantıyla anlamına gelir. Farsçadan dilimize geçen bu kelime genellikle eskaza şeklinde yanlış yazılmaktadır. Doğru kullanımı ezkaza şeklinde olmalıdır.) cevap vermezse telefonuna Allah, kesin başına bi iş geldilerle başlar, o telefonu açana kadar afakanlar basardı, onlara da bastırırdım. ( Şimdi düşünüyorum da yakınlarım için de zormulş, affeyleyin bacılarım. )

Aslında olay çok basit, TV nin sesi o anda çok açık olduğu için düştü ya da öylesine düştü o çerçeve ama sürekli bir şeylere anlam yüklemek işte... Gece gördüğün kötü rüyalar aynı şekilde, sanki hep kötü bir şey olucakmış gibi...

Çok duydum ben; aman takılma, sen Allah' a inanmıyor musun falan ama bunun dinle imanla da bi alakası yok, hatta maneviyatı yüksek insanlar bence daha çok yaşayanlardır bu durumu. Ben mesela bir dua ederdim, sitede boyacılık yapan adam bile vardı içinde. Dua etmek kötü mü asla ama ben mesela birini atladım diyelim dua ederken, birinin ismini söylemedim; Allah yandık, kesin o kişinin başına bi iş gelicek. ( Allahım sanırsın Yunus Emre, ne kadar büyütmüşüm ben kendimi :). ) Yaklaşık 35 dakika sürerdi o duayı etmek ve bunu günde 5 kez yapardım, kan ter içinde kalırdım, ne kötü bir durum bi bilseniz... Bir gün hiç üşenmedim oturdum yazdım ve çıktısını alıp doktora götürdüm adam daha okumadı bile, 3 sayfayı görünce... ( O doktordu bana tanıyı koyan sağolsun. ) Aklıma gelmiken; bir obsesife söylememeniz gereken ennn önemli şey ‘’ Öyle şeyler düşünüp de çağırma ! ‘’ ‘’ Korkma, korktuğun şey başına gelir ‘’ gibi secret şeysileridir, öyle bile olsa söylemeyin, büyük ızdırap verirsiniz çünkü bu sefer ister istemez düşünür ve hep kendini suçlar. Zaten mütemadiyen kendini suşlama eyilimi vardır, yani bende öyleydi...

Neyse efenim çok uzadı, gelelim nasıl atlattığıma; bana sorarsanız en ama en büyük iyileşme kaynağım oğlum, aynı zamanda en büyük motivasyonum da o. Unutmayın siz neyseniz çocuğunuz da sizin yansımanız oluyor. Her şeyden önce onun hayatını zorlaştırmamak, onu tedirgin etmemek adına kendimi kontrol etmeye ve törpülemeye başladım, çok çok zor oldu. Ama benim tedavi sürecim oğlumdan yaklaşık 2 yıl öncesine dayanıyor. Zamanında çok gittiğim için doktorlara ve kendime son bir şans verdim. Bu sefer muayenesi 300-500 olanara değil de tamamen ücretsiz olan PDM ( Psikolojik Danışmanlık Merkezi ) lerden birine gittim. ( İlk randevuyu 153’ ten alıyorsunuz, Pazartesi sabah 08:00 da ararsanız yakın zamana denk getirebilirsiniz bir ihtimal ama 08:10 da ararsanız bütün haftanın randevusu dolmuş oluyor. ) ben de şansa ertesi güne randevu alabildim hem de evime 5 dakika mesafede olana. Ve şansıma 2013 yılından bu güne dek hala aynı psikolog ile her hafta ( arada atlamalar oluyor tabi ama en fazla 3 hafta. ) dolu dolu terapi yapıyoruz, kendisine ne kadar teşekkür etsem az, bu yolda bana çok iyi bir rehber oldu. Aynı zamanda ilaç da kullandım tabi ama evlendiğim gün pat diye bıraktım ilaçları ( Ki bu çok yanlış bir tutum ama hamile kalma isteği ile inat ettim, çok ızdırap çektim ama yapabildim. Burda da Allah annemden razı olsun, beni o kadar çok çekti ki... ) , hamilelik ve üzerine tam 2 yıl da emzirme, yaklaşık 3 yıl ilaç kullanmadım ve çok ama çok yoğun, srtesli bir dönemdi. Çok dua ettim, bazen isyan ettim ama diyorum ya bu güne gelebileceğimi asla düşünemezdim. Hala var ufak tefek takıntılarım ama hayat kalitemi, insanlarla olan ilişkilerimi etkilemiyor, kendi içimde çözüyorum ya da çözemiyorum ama o şekilde kalıyor.

Son olarak EMDR diye bir yöntem var terapi adına ve benim şansıma terapistim bu süre içinde EMDR uzmanlığını tamamladı, gerçi biz tam tamına başlamadık bile eminim başladığımızda çok daha kalıcı olacaktır. Oğlumun beni motive etmesi ( Onu mutlu ve bilinçli gördükçe motive oluyorsunuz. ) , ilaç ve terapi desteği ve bir şeylerle uğraşmak hepsi birleşince ; bu gün bazı günler yatağımı toplamadan dışarı çıktığım hatta yatmadan önce şöyle bir düzelttiğim bile oluyor. ( Dolu dolu işlerle uğraşmak ama kendinize iş yaratın, ben abarrtım, ikinci kez bilfiil üniversiteye gittim, ( Bak o zaman da nasıl manyaksam, ilk sene bölüm 1. si olmuştum, hayır kadın sen 32 yaşındasın, profesör mü olucaksın, onca sabı sübyanın antipatisini topladın ama son sene iyileşmenin de etkisiyle 30 aldığımı bilirim bi finalden, üstüne kahve içerek kutlamıştım resmen, bunu kimse anlayamaz. ) yetmedi bir dernek kurdum, işi büyüttüm falan. )

Eskiden hem yine yoğundum aynı anda takıntılıydım da ve zaman ilerledikçe kendimi çok fazla yorar oldum, günde 4 saat uykuyla geçriyordum, okul için projeler, derneğin büyümesi, çocuk, ev derken... Anneler bilirler, çocuğunuzun uyuduğu zamanlar çok kıymetlidir, bütün işleri o zamana sıkıştırırsınız. Benimki 3,5 - 4 saat uyurdu ve ben bu zamanda iki dakika oturamazdım bile, üstelik evde hep yatılı bir yardımcı da vardı. Zamanla aşırı stresli olmaya başladım, tam işlerimi bitiriyorum kahvemi yapıyorum kuzum uyanıyor, dolayısıyla kendinize vakit ayıramıyorsunuz. Ama şimdi isterse ev kalksın ayağa gitsin umrumda bile değil, önce kahvemi içeri, bahçeye çıkarım, çiçek sularım.yani önce beni mutu eden şeyleri yaparım zorunda olduğum şeyleri değil...

Kısacası bütün çabamı ortalığı steril ve stabil tutmak için harcardım ama bunu yaparken başka da bir sürü işim olurdu hep, o yüzden de çok srtesli ve asabi olurdum, hep koştururdum, hep bir şeyleri yetiştirmeye çalışırdım.

El yıkama konusunda takıntılıydım, oldukça ilerledim ama şu bi gerçek bazen takıntılarınız sizi korur, bir kere düşünün burda durup, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bir de şunu düşünün, bazen takıntı ile huyu karıştırıyor olabiliriz, etrafınızdakilerin sizin içinne söylediği değil, ( Ama sen de amma abarttın, daha yeni yıkamıştın elini vb. ) sizin kendinizle ilgili söylemleriniz daha önemli. ( Hala çoğu insana göre daha fazla el yıkıyorumdur ama olsun, bana ve etrafıma bir zararı yok, varsın olsun...Makul ölçüde bence :P )

Ve en önemlisi düzen takıntım, ah işte o beni benden alırdı ( Bak 22 yardımcı kadını böyle açıklayabiliriz . ) Kendimi sürekli bir şeyleri kategorize ederken bulurdum, dolayısıyla da sürekli İkea’ya giderdim, çekmece içi düzenleyicisi falan almak için ( Ay sesli güldüm kendime. ) ortalık dağınık olabilirdi belki katlanabilirdim ama çekmece ve dolap içleri her şey yerinde olacak, yine öyle aslında ama öyle olması için kendimi strese sokmuyorum, bazen öyle olmasa bile uyuyabiliyorum en önemlisi bu. Zaten olayın kilit noktası burası; mesela çekmecelerin jilet gibi düzenli olması bir obsesyondur ama öyle olmadığı için uyuyamamak, ya da yataktan kalkıp düzeltmekse kompulsif bozukluktur öğrendiğim kadarıyla. Yani içinizdeki o dürtüye karşı koyamamanız... Zor hatta çok zor, ben işkence diye adlandırırdım mesela, psikolojik işkence. Çok şükür, anne olduktan sonra çok şey değişti ve onun mutluluğu için önce benim mutlu olmam gerekiyordu, onun iyiliği için de önce benim iyi olmam gerekiyordu.

Bir de bir işi bitirmeden ne uyuyabilir ne de başka bir şey yapabilirdim, yaptığımda illa mükemmel olucak, o kadar çok detaya takılırdım ki, mesela yazı mı yazıcam, bi türlü tamamlayamazdım, yazıların aralarına bakınca anlaşılıyor zaten tarihlerden. Şimdi yaptım ve oldu diyorum, yanlış da olabilir, eksik de olabilir buna payım var en azından, daha esneğim ama en önemlisi içim rahat !

Rabbim bütün hastaların şifasını versin, herkes yaşadığını bilir ya o cinsten işte...Sevgiyle kalın...

Paylaşmak güzeldir