Patici Anne | Blog

Patici Anne

''Sizi biraz tanıyabilir miyiz ?'' dediklerinde ben ...

Şimdi bu yazı 2013 yılına ait, e malum bende de bu ara komple revize edecek zaman yok, o sebeple en önemli yerleri şu şekilde belirteyim;

Sigara konusu hamileliğimi öğrenmemle tarihe karışmış olup, o günden beri tek bir nefes bile çekmişliğim yoktur.

8 saat uyumak sigaradan daha da derin bi mazi olmuştur, bırakın 8 saat uyumayı, kesintisiz 4 saat uyuduğumda, inanılmaz mutlu ve enerjik uyanoyorum. Zaten totalde uyuduğum 5,5 ya da 6,5 saattir.

Şimdilik bu kadar, birazdan bebem uyanır, benim mailleri cevaplamam lazım, en kısa zamanda komple revize yaparım... (Bir de müzik albümüne Ahmet Selçuk İlkan' ın son CD' si, oyyy dinle dinle, o trafik başka türlü çekilmez. )

Bir gün iş görüşmesine gidersem ve mülakatı yapan zat-ı muhterem; ‘ Sizi biraz tanıyabilir miyiz, kendinizden bahseder misiniz? ’ dediğinde, bu şekilde anlatsam, n’olur ki?

' Tabi efendim, şöyle anlatayım; '

Gözümü açar açmaz, gün içinde yapacağım her şeyin Allah rızası için olmasını ve her türlü kötülüklerden O’ na sığınmayı dilerim. Güne mutlaka bir bardak suyla başlarım, son zamanlarda yarım çay kaşığı da karbonat eklemeye başladım suyuma. Sabah, kahvaltı yapmadan güne başlamam. Ihlamur kadar açık, şekersiz çay içerim. Kahvaltıda, zeytinyağı ve nar ekşisi eşliğinde, dereotu, nane, maydonoz, domates olmazsa kötü hissederim. Ya bir dilim ekmek ya da 4 tam ceviz yerim yanında. Yumurta iyice haşlanmış olmalı, kokusu rahatsız eder yoksa. Tabağımda yemek bırakmam, bırakanlara gıcık olurum, yemek artığını asla çöpe atamam. Ya besleme yaptığım köpeklere ayırırım, yok onlara uygun değilse kuşlar nasiplenir mutlaka. Akşam yemeklerinde ya da günün herhangi bir saati için; her yaprağını tek tek yıkadığımdan hazırlamam çok uzun sürse de hiç üşenmem, salata candır. ( Bu lafı da hiç sevmem ama başka kelime bulamadım şu anda. ) Tadı tuzu yerinde, zeytinyağı bol olmalı. Yeşil olan her şeyi yiyebilirim. Bir yaprak sarmaya yarım limon sıkarım. Bol bol limonlu, zeytinyağlı barbunya ve diğer bütün zeytinyağlı yemekleri, evde yapılmış patates kızartmasını, bulgurun her halini ve makarnayı yemekten hiç sıkılmam. Yemeksiz yaşayabilirim ama tatlısız yaşayamayabilirim. Allah aratmasın az yerim, güzel yerim. İşlenmiş ve dondurulmuş gıdadan uzak dururum. Eti yıllarca yemesem aklıma gelmez. Salam, sosis, sucuk, pastırma hiç sevmem. Balık dersen orda dur, ben hazırlamalıyım ama. Çiftlik balığına elimi sürmem , alkolü ağzıma sürmem. (2010 yılından itibaren, bir yudum bile alkol almışlığım yoktur. Diğer yazılarımda geçen alkoller, hayalden ibarettir. ) Sigaranın dibine vurduğum olur bazen ama son zamanlarda günde 10 taneyi geçmez içtiğim. Sinirliyken ya da moralim bozukken yemek yiyemem. Her an denize yakın olmalıyım, sesini, kokusunu hissetmeliyim mutlaka. Yemeğe gideceksem, deniz kenarı kesinlikle ilk tercihim olur. Ama neresi olursa olsun, yemeğe gittiğimde de artan yemekleri mutlaka paket yaptırırım, yolda karşılaştığım ilk kedi - köpeğe veririm. Günde en az bir, en çok üç fincan Türk kahvesi içerim. Bulaşıkları elde yıkamayı tercih ederim, bu beni rahatlatır. Geri dönüşüm çöpünü normal çöpe atanları uyarırım, devam ediyorsa sinir olurum. Arkadaşlarımın evdeki normal çöp kutuma attıkları geri dönüşüm çöplerini topladığım ve ' Deli mi acaba? ' bakışlarına maruz kaldığım çok olur.

Spor yapmaya üşenirim. Pilates DVD’ sini alır sadece izlerim mesela. Bana göre kuaförde geçirilen zaman ölü zamandır, nefret ederim, yarım saatten sonrası sinir yapar. Zaten saç boyasına karşıyım. Ojeyi de pek sevmem ama el ayak bakımı önemlidir. Genelde makyaj yapmam, beceremem de. Gündelikse, allık ve renksiz parlatıcı; özel günse belki bir de rimel sürerim. Parfüm kullanmam. Kozmetiği hiç sevmem, organik takıntım vardır. Rahatlık önceliklidir benim için, güzel duruyor diye rahatsız bir şeyi asla giyemem ( Bu da 2010 yılından itibaren diyebilirim. ) , giyeni takdir ederim. Eğer bir kıyafet ya da ayakkabıyı çok sevdiysem, mutlaka aynısından iki tane alırım.

Sevdiğim müzikleri saatlerce dinleyebilirim ama gerçekten dinlerim. Buika’ nın şarkılarını ve Orhan Gencebay’ ın son albümünün 2. CD’ sini, on kere başa alıp dinleyebilirim. Radyo Voyage' ı tek geçerim. Serdar Ortaç' ı duyduğum anda kanalı değiştiririm, tahammülüm yok, eminim iyi bir insandır ama.

Kitabı boş zamanlarımda okumam, okumak için zaman ayırırım. Güzel bir kitap, yanında az sütlü nescafe, kötü örnek olmak istemem ama onun yanında da birkaç sigara, vazgeçilmezlerimdendir. Hala, bugüne kadar okuduğum bütün kitapların olduğu bir kitaplık yapma hayalim var ama dedim ya üşengeç bir insanım. Bir flmin iyi ya da kötü olduğunu anlamak için en fazla beş dakika ayırırım. Kötüyse kapatırım, izleyemem. Sabahları magazin izlerim. Sonra günboyu hemen hemen televizyonu hiç açmam. Akşamları da tartışma programı, tarih söyleşileri, penguen belgeselleri favorimdir. Öteki Gündem ve Tarihin Arka Odası’ nı kaçırmamaya çalışırım. Tarihe bayılırım, felsefeyle yeni barıştık. Benim sevmeyip, izlemediğim diziyi kimse izlemiyor zannederim. Avrupa Yakası’ nın üzerine dizi tanımam, kamera arkası görüntülerini bile ezberledim diyebilirim. Her gün en az on dakika izlerim. Küfür etmem ama 31 Mayıs’ tan itibaren çok sövdüğümü söyleyebilirim TV karşısında. Atatürk’ e laf söyleyen kim olursa olsun, benim gözümde zır cahil ve nankördür, ciddiye almam.

Aileme laf söyletmem, söyleyeni üzerim, acıtırım. Sorumluluk ruhumda var ama elimde olsa gamsız olmayı tercih edebilirdim, belki de etmezdim bilemedim şu an. Biri benim yanımda dedikodu yapmaya kalkarsa, kim olursa olsun yaptırmam. Kimsenin günahını alamam, zaten yeterince vardır benim de kanımca.... Biri yalan söylüyorsa genelde yakalarım. Hiçbir kadına çirkin diyemem. Bağırarak konuşamam ( Sinirlilik hallerim hariç. ), konuşanları da anlayamam, özellikle topluluk içinde bağırarak telefonla konuşanları, görgüsüz olarak tanımlayabilirim. Takdir görmeyi severim ama birinin beni övmesinden son derece rahatsız olurum. Kin tutarım ama bir müddet, sonra bırakırım. Kibirden, şımarıklılıktan, azmaktan, dünya malı ya da Allah vergisi herhangi bir şeyle gösteriş yapmaktan uzak durmak için, sevmediğim yönlerimi iyileştirmek için ve kötü ruhlu insanların ıslah olması için dua ederim. Kaba insanları sevmem. Herkez, felan, eylence, deyil ve de ‘de’ bağlacını ayırmadan yazanlara sinir olurum. Şimdi yazarken farkettim de ben çoğu insana sinir oluyormuşum. Ama genelde severim insanları, özellikle de hayvanları... Sevmeyi severim ama değişik severim. Beni kötü bilsin ama iyi olsun sevdiğim, önemli değil. Değişik dediysem öyle yani. Sevdim mi tam severim lafını anlayamam, eksik nasıl sevilir ki? İnsanları anlamaya çalışırım, empati kurarım mutlaka. Dostlarımın üzüntülerini benimle paylaşmamalarını anlayabilirim, çekinebilirler belki ama sevinçlerini kasti paylaşmıyorlarsa kafam karışır, samimiyetsizlik hissettiğim anda soğurum, bir daha da asla ısınamam. Gözümle görmeden hiçbir şeye inanmam. Her gün yaklaşık yarım saat boş boş oturup düşünürüm, bu benim dinlenme yöntemimdir. Kalabalıktan sıkılabilirim, sıkılmayabilirim de değişir. İstediğim zaman yalnız kalmam lazım, kalamazsam asabi olabilirim.

Çok pis içerim, hızlı araba kullanmaya bayılırım, otomatik vites de araba mı canım, düz vitesten başka araba kullanmam diyen, bikinili ve dudaklarını şişirerek çektirdikleri resimlerini sosyal ağlarda paylaşan ( Bir de ayna karşısında kendini çekip koyanlar var, içlerinde erkek olanları bile var. ) kızlara sinir olurum. ( Bak yine sinir oldum.) Gereksiz e- posta, gereksiz resim saklamam. Gereksiz olduğunu düşündüğüm birçok şeyi saklamadığım gibi. Bilgisayarımdaki klasörlerim çok düzenlidir, masaüstündeki kalabalığı hiç sevmem. Evi süpürmem bir saat sürer çünkü karıncaları ve benzerlerini asla öldüremem. Nazikçe alır, camdan üflerim.

Israr etmem, edeni de hiiiç sevmem. Şu kadar kişiye yollamazsan kahrolursun, bitersin gibi mesaj atanları dövebilirim. Sadece özlediğim zaman öperim arkadaşlarımı, her gördüğümde öpmem, 5 dakikalık karşılaşmada bile öpüşenlere gıcık olurum. Bazı şeyleri paylaşmayı sevmem kendime saklarım, n' apıcaksam artık onu da bilmem. Anı yaşamayı sadece fotoğraflarda becerebilirim, onun dışında anı yaşamak bana göre değil, kafam hep doludur. Herkesin alay edip güldüğü şeylere ben ağlayabilirim. Yaşlılara, çocuklara ve muhtaç olan her canlıya aşırı zaafım vardır. Elimden ne geliyorsa yaparım, etrafımdakileri ve her türlü imkanımı da zorlarım.

Her elimi yıkadığımda armatürü de yıkayacak kadar obsesifim. Eğer çalışmıyorsam mutlaka öğlenleri uyurum, başucumda da çikolata vardır, uyanınca gözüm kapalı yerim. Kan şekeri mi ne, ondan sanırım. Ütüsüz pijama bile giyemem. Yastık kılıfım kesinlikle beyaz ve desensiz olmalı. Kesinliği kanıtlanmamakla birlikte, bilim her ne kadar birkaç saniye dese de, iddia ediyorum benim rüyalarım 5-6 saat sürüyordur. Yalan rüzgarı tadındadır hem de, arkası yarın. En kıskandığım insan; az uykuyla yaşayabilen gıcık insandır. 8 saat uyumazsam hayalet gibi dolaşırım. Telefonumun saatiyle haberim olmadan oynayıp beni dört saat uyutsanız, ama ben sekiz saat uyuduğumu zannedersem problem yok. Aynı şekilde ben 10 saat uyusam ama 4 saat uyuduğumu zannedersem yine hayalet gibi dolaşırım, tamamen psikolojik dedikleri şey işte. Moralim de bozuk olsa, sinirim de bozuk olsa hemen uyurum hiç zorlanmadan. ' Uyuyunca geçer... ' hafızama kazınmış olsa gerek...

Ateistlere, bize gönderilen Kuran' ı anlamaya çalışmak yerine; Peygamberimizin sakalından ya da hırkasından medet uman cahillere, hiçbir şekilde Kuran' ı okumayıp da; sırf kulaktan dolma bilgilerle ' Ama Kuran' da bu yazıyor ya da Kuran' da böyle bir şey yazmıyor. ' diyen öteki cahillere, kraldan çok kralcılara, kötü yemeğe, kötü yapılmış bir kahveye, terliksiz dolaşmaya, çorapsız spor ayakkabı giymeye, buzdolabında ya da tezgahta ağzı açık bırakılan hiçbir şeye,eve gelir gelmez ellerini yıkamayan insanlara, saçlarını toplayıp elinde kalanları çaktırmadan yere atanlara, suyu ayarlanamayan banyoya, aynadaki lekeye, lavaboda kalan diş macunu artığına,uzun tırnaklara, çantasını laap diye fütursuzca yemek masasının üzerine koyan kız arkadaşlarıma, pis kül tablasına, pisliğe, düzensizliğe, dağınık çekmecelere, biri sağa biri sola bakan, farklı renklerdeki kıyafet askılarına, incik cüncük biblolara, amacı olmayan ev eşyasına, alkollü araba kullananlara, hızlı araba kullananlara, sinyal vermeyenlere, çok konuşana, boş konuşana, bağırarak konuşana, araya sürekli ingilizce kelimeler serpiştirerek konuşana, sosyal ağlarda ingilizce yorumlar yazanlara, lafı dolandırana, şımarık çocuklara, komik sayılamayacak şeylere bile kıkır kıkır gülene, acil durum söz konusu değilken telefonu dört hadi bilemedin beşten fazla çaldırana, kapıyı alacaklı gibi çalanlara, operatörümün çağrı merkezine, hayvanları terkedenlere, ( Kaba olmak istemem ama iki ayaklılardan bahsediyorum. ) hayvanları sevmeyenlere, yalan söyleyenlere ve inanmamı bekleyenlere, benim yaptığım işin altına imzasını atmaya kalkanlara, işten kaytarmaya çalışanlara, ertelenmeye, bekletilmeye, ayyy seni rüyamda çok kötü gördüm diye arayanlara, Instagramda takibine karşılık vermediğim için bir gün sonra silenlere, kopuyoruz, alkolün dibine vurduk şeklinde tweet atanlara, Facebook’ ta başlığına büyük harflerle ‘ PAYLAŞIN LÜTFEN ’ yazdığım yardım çağrısı iletileri paylaşmayan bir de nispet yapar gibi sadece beğenen arkadaşlarıma, redakte yapmaya, özel bir anısı yoksa kırılmış eşya saklamaya, eee yok mu hala bir bebek haberiniz diye her gördüğünde soranlara, az pişmiş makarnaya, çok pişmiş sebzeye, kaba insanlara, kaba garsonlara, garsonlara kaba davrananlara, arabasının anahtarı elinde dolaşanlara, market, eczane, banka vb. kuyruklarda önüme geçmeye çalışanlara, kendini öven ve övgü bekleyenlere, ‘S’ ve ‘H’ harfini yan yana getirip ‘Ş’ sesi oluşturan reklamcılara, amacından sapan hiçbir şeye tahammülüm yoktur.

Paylaşmak güzeldir